2 Haziran 2009 Salı

otobüslerinaşkı büyükolur

İstanbul'daki otobüsler iyidir. İzmir'de ise insanların çoğu ulaşım için otobüsü tercih eder, böylece şehiriçi yolculuklarını çılgın şoförlerinin durağa yanaşırken onları ezip geçme tehlikesini yaşadıkları,(aslında bu durum İstanbul'da da pek farklı değil) ayrıca asgari yarım saat boyunca bekledikleri, o da yetmezmiş gibi tıka basa dolu gelen, adeta sardalya kutusunu andıran bir araçta gerçekleştirirler. Bir de yazın görmek lazım o durumu. Aslında görmek yetmez, yaşamadan anlaşılamayacak şeylerden biridir bu. Ama anlatayım.. Cehennem sıcağında terden sırılsıklam olmuş insanlarla sürekli bir temhas halinde olmanın ve aldığın her nefesin sıcak, nemli ve ter kokulu olması üzerine, o minicik pencereden esen umutla bir serinlik getirmesini beklediğin iki santimetremetreküp rüzgarın ise bir yangındaki alevlerden farkı olmadığını anlamanın, o sahneyi gözünün önüne getirebilmen için şimdilik yeterli olucağına eminim. Aslında kışın da ayrı bi dert yani. Kendimizce titreme faaliyeti sayesinde soğuktan donma riskini azaltıyoruz. Yine de ne kadar can sıkıcı bir durum olursa olsun, taksinin cep yakan fiyatı dolayısılyla otobüs, İzmir halkı için vazgeçilmez bir nimettir. Bu arada ben böyle konuşuyorum ama bütün sözlerim eski model otobüsler için geçerliydi. O otobüsler ne zaman İzmir caddelerini terk ederse, ben de bütün bu tükürdüklerimi o gün yalarım.

Bir de 86 ile 169 aşkı vardır ki, anlatmadan geçemeyeceğim. Kendileri, İzmir otobüsleri arasında en seçkin olanlarıdır. Aynı başlangıç ve bitiş duraklarına sahip olmalarına rağmen, o uzun yolculukları boyunca görüp geçirdikleri ve aralarında sadece bir cadde mesafesi olan duraklar, onları hep farklı karakterdeki otobüsler haline getirir. Yani, farklı dünyaların otobüsleridir onlar. Her defasında boş koltuklarla Üçkuyularda ayrılıp, tekrar boş koltuklarla Gar'ın orada buluşurlar ama dediğim gibi her defasında yollar onları farklılaştırırdı. Mesela, bence 169 Yalı evlerinin zengin sahiplerini taşıyan şımarık kızı, 86 ise daha az gelirli Hatay insanını ve hatta İkiçeşmelik abecilerini taşıyan gururlu ve delikanlı bir erkeği canlandırır gözümde. Düşünürsek 169'un, hem bir sürü arkadaşı var onu Alsancağa götüren, hem de nerdeyse sürekli son model giyinir; lakin 86 öyle değildir, o kadar gururlu ki elinde olsa saat başı falan kalkacak durağından, hem hep yıkık dökük giyinir, hem de öyle pek bi arkadaşı da yoktur (son birkaç aydır ona eşlik etmeye başlayan 85in doğumunu saymazsak). 81 vardı tampon tampona yolcu aldığı can yoldaşı; fakat onun ömrü de ancak Montrö'ye kadardı.(hatta 81de öldü sanırım) Montrö'den sonra kalabalık bir arkadaş grubu olan Gümrük otobüsleri arasında kalır ve eminim bundan hiç mi hiç hoşnut olmazdı. Zaten birkaç duble durak sonrasında da Üçkuyular'da bıraktığı sevgilisiyle tekrar buluşup boş koltuklarıyla sessiz bir şekilde son durak olan Halkapınar'a kadar giderlerdi... İşte böyle bir aşktı, 86 ile 169'un aşkı. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin halt etmiş. Dünya alem duysun: Aşk budur!

2 yorum:

  1. Beni ben yapan şehir İzmir'in, bendenizin hayatında önemli yere sahip bu iki sefer hattıyla ilgili yazını severek okuduğumu belirtir, başarıların devamını dilerim.

    Efecan Kağanoğuzbeyoğlu
    Efecan Federasyonu Başkanvekili

    YanıtlaSil
  2. beni benden alan yazına bir ekleme yapmak istiyorum
    nacizane gözlemlerime göre 169 sık sık ve bombos gecmesine ragmen 86 pek bir azdır ?

    YanıtlaSil