22 Mayıs 2009 Cuma

rıhtımişteburası


Bu resimleri atölye finalimiz için "İstanbul boğazı ve insanlar" konulu ödevimize eskiz olarak yaptım. Sevgili okurum, kendimi sana hesap veriyormuş gibi hissediyorum ama şunu bil ki; bazen yazacak birşeyler bulamayınca istemsiz bir şekilde açıklama yaparken buluyorum kendimi. Neyse işte bu da böyle bi resim yani...

rıhtımınasahipçık


Bence okuldaki herkes, rıhtımı sever. Hem tek kelimeyle mükemmel bir manzarası var, hem de deniz kokulu bir yer. Böyle büyük yolcu  gemileri falan yanaşır yanımızdaki limana. Sürekli hacksack oynarız orda. Muhabbeti bol, neşeli ve eğlenceli olan bir ortam yani. Nitekim elimizdeki bu güzel imkanları kullanırken çok kısıtlı kalıyoruz, mesela hergün saat altıbuçukta okuldan çıkmak zorundayız. Hatta başımıza gelen bir olayı kısaca şu alıntıyla özetlemek istiyorum.
AkademiFest organizasyonun düzenlediği Kapanış Partisi de ülkemizin ve üniversitemizin değişen yönetim şartlarından nasibini almıştır. Bürokrasi engeli bu organizasyonun RIHTIM'da 15 Mayıs tarihinde gerçekleşmemesine sebeptir. Bizim için belirlenen yasal günler arasında (1-5 Haziran) yasadışına taşan eğlencemize kaldığımız yerden devam edeceğiz, Herkezi aramızda görmekten mutluluk duyarız.
RIHTIMINA SAHİP ÇIK

poşettetavuk


Okulumuzun bu meşhur yemeğiyle karnımızı doyurmuştuk o gün. Kimileri ona "poşet kebabı" der, kimileri de "poşette tavuk". Bir rivayete göre, bu tarif edilemez lezzet için okulumuza dışardan gelen öğrenciler bile oluyormuş. Eğer bu duyduklarım doğruysa, o öğrencilere bir çift lafım olacak. Bırakınlantavuğumuzu! Bu ne çakallıktır kardeşim, bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür. Ben arkadaşımı okula almak için bile güvenlik görevlileriyle muhattap olmaya üşeniyorum, bu sözü geçen arkadaşlarımız ise bizim poşette tavuğumuzu yemek için bütün engelleri göze alabiliyor. Acaba tanımadığı onca insanlar arasında güzelim yemeğimizi yerken neler düşünüyor çok merak ediyorum. Neyse şaka bir yana, aşçılarımızın başı, başımızın tacı değerli Adem abimize çok teşekkür ediyorum, çünkü artık poşette tavuğumuz herkese yetecek şekilde yapılıyormuş ve bu sayede o gün kimse aç kalmıyormuş. O değil de poşette tavuğun yanında da tulumba tatlısı vardı. Acıktım sanki... Ayrıca merak ediyorum, 4 çeşit yemeğin fiyatı nasıl bir buçuk lira olabiliyor. Neyse ki ekonomik kriz, okulumuzun mutfağını vurmuyor. Zaten onun yerine başka krizler yaşıyoruz.

sankibirazgeçtimgibiartık


Dün Türk dili dersimizin sınavına girdim. İlk notumun "sadecekırkbeş", (hatta rakamla: 45) olmasına rağmen ablamın yazdığı mükemmel kopyalar sayesinde doldurabildiğim dünki 3 sayfalık sınavım ile bu beyhude dersimizden (en azından ikinci döneminden) artık kurtulabileceğimi düşünüyor, ve böylece kendimi kuşlar kadar hafif hissediyorum. Hatta mutluluğum o kadar delicesine ki, içim içime sığmıyor desem yeridir sevgili okurum. Lakin bu dersten geçmem için yeterli olan notu alamayacak olmam durumunda (eğer allah varsa ve bunu yazabiliyorsa ve eğer yazdıysa, bozsun) beynimde çakacak olan şimşeklerin haddi hesabı olmayacağını da belirtmek isterim. Neyse yahu, kendimi böyle gereksiz endişe sularında boğmadan önce, geriye kalan diğer finallerimle ilgilenip ve bu sırada da kafamın, yazın huzurlu bir tatilde bedenime eşlik etmesi için patlamasına engel olmam gerekiyor. Bu sebepten dolayı kendime şu şarkıyı uygun görüyorum: rileks, teykit iiiğzii..

17 Mayıs 2009 Pazar

for theglory gravür


Herşey bu sene başında, uygulama dersi için gravür atölyesini seçmemle başladı. Yok aslında o kadar da değil. Bu çizdiğim resmi gravür hocalarımız pek beğenip linol baskısını yapmamı istediler; fakat bense çok uzun süre öncesinden beri bu dersi, üç derin parmak kesiğim ve kabuslarımın altyapısını oluşturan o korkunç merdane sebebiyle bırakmayı düşünmeye başlamıştım. Kararımı da bu resmi linol baskı için hazırlarken kesinleştirdim, çünkü bu derse girmek yerine sahada top oynamak veya rıhtımda pineklemek gerçekten çok daha cazip geliyordu. Bu arada gravür hocalarının da bu kadar çağdışı kalmış bir teknik için gösterdikleri aşırı titizliğe kıl olmamdan hiç bahsetmeyeceğim. Zaten o merdane.. Tüylerim bile diken diken oluyor düşündükçe, abi o tonluk aletin altına elini bi kaptırdınmı arkadan pestili çıkar animallah. (Animallah ta nasıl bir kelimedir ya şimdi farkettim, anime şeklinde çizilmiş allah figürü geliyor gözlerimin önüne ister istemez) Neyse yani, mantıklı bir karar verdiğimi düşünüyor ve bu konuda yanımda durmanızı istiyorum, çünkü o merdaneden gerçekten çok korkuyorum...  
*sonradan gelen bu edit ile cahilliğimi bağışlayın: "alimallah" imiş o sözcüğün doğrusu..

guguspacemaker


İzlediğiniz resim, benim aynadan yansıyan halimden ibarettir. O yüzden kötü bir yorum yazmadan önce iki kere düşünün. Neyse, şaka bir yana artık üç sayfaya ayrıldı bloglarım, bilesiniz yani bunu okuduktan sonra diğer bloglarımı farketmeme gibi bir bahane arkasına sığınıp elinizin close tab tuşuna gitmesine izin vermiyorum. Tamam mı?

    eteğingüzelmiş

    Bu pozu açısından dolayı pek bi seviyorum aslında.


      beşolsun bizimolsun

      Tamı tamına 4 senedir kurtulamadığım türk dili dersinde çizdğim bir resim ve bu resimde de atölyeden arkadaşlarım bulunmaktadır. Ayrıca kendimi de dahil etmiş olmam birçok izleyicinin hoşuna gitmiş. Bunu da belirtmek istedim.

      yağıznevzatipek

      heytüzemen, senidüzemem


      İstanbul'daki ikinci senemde zamanımın çoğunu birlikte geçirdiğim fakat bu son iki senedir uzun süreli kopukluklar yaşadığım ve bu yüzden de ikimizin içinde küçük suçluluk ve pişmanlık duygucuklarının seviştiği bir hayatı, çok sevdiğim arkadaşım Buğra ile paylaşıyoruz desem, acaba doğru bir tabir olur mu diye bir an için düşünmedim değil. Kendisi de beni çok sever, ayrıca yetenekli oldugum kadar, edepli ve ahlaklı biri olduğumu düşünüyormuş. Bunun için ona zirilyonlarca teşekkürü çok bilirim ve sadece bir tanesiyle yetinmesini arz ederim. Herneyse konumuza dönelim. Gördüğünüz üzere Buğra gitar çalıyor, hatta o sırada başka bir arkadaşımız Yağız Nevzat İpek ile birlikte, üyesi oldukları << http://www.myspace.com/fearandsurprise >> grubuyla İTÜ'nün şenliklerinde vericekleri konser için prova yapıyorlardı. Bir sonraki resimde gördüğünüz üzere Yağız da bateri çalıyor. Tünel taraflarında küçücük bi stüdyoya sahipler. Hatta o gün Buğrayı uzun süre göremediğinden şikayetçi olan başka bir arkadaşımız Gökçe de bu stüdyoya gelip Buğraların provasını dinlemişti, o biraz müzikten sıkılsa da bence gayet başarılıydılar. Umarım konserde de onları ultra seksi çoraplarıya görürüz. 
      Son olarak buradan Buğra'ya seslenmek istedim, görüşelim olum bilahare.

      birbaşka sanatsosyolojisi

      amanallam! beniçiziyoo^^

      Evet, kendi kendime arkadaşlık edip, can sıkıntımı otobüste resim çizerek giderebilceğimi düşünerek kendimi yollara attım. Otobüste en arkadaki koltuklardan ortadakine oturdum, çünkü ters duran koltuklardan birini çalışmayı aklıma koymuştum daha öncesinden. Bu resimdeki küçük arkadaşımızın kaderiymiş demek ki şuanda onu izliyor olmamız. Aslında yanında bir kişi daha oturuyodu ama şuanda onu göremememizin nedeninin daha onu çizmeye başlayamadan kendisinin otobüsteki yolculuğuna son vermesi gerektiğinden ibaret olduğunu düşünüyorum. Neyse işte ben bu çocuğu çizerken kendisi bir anda onu çizdiğimi farketti. Sonra kendisine hakim olamamasından mıdır, yoksa utanmasından mıdır artık sebebini bilmediğim bir şekilde çocuk birden sırtmaya başladı. Abi durmuyo ama, bildiğin gülüyo kikirkikir.. Benim de sinirlerim bozuldu tamam mı, dedim sen misin bana gülen, çocuuuuğnalnınınçatınnaa yok be şaka şaka.. Tutamadım kendimi ben de gülmeye başladım. Neyse sonra güle oynaya bitiriyordum ki resmi, çocuk otobüsten inmek için kalktı, önce geldi bi yanıma ve resme bakmasında bir sakınca olup olmadığını sordu, ben de tabii ki hayır diyip gösterdim resmi. Çocuk -çocuk dediğim de böyle liseye falan yeni başlamış biri işte göründüğü üzere- baya şaşırdı çok beğendi resmi, arka arkaya combo şeklinde teşekkür etmeye başladı birden, sonra telefonuyla resmin fotorafını çekmek istedi, ben de kıyamadım izin verdim işte.. Sonra 2-3 kere daha teşekkür edip otobüsten indi. Asıl işin ilginç yanı, otobüs tekrar hareket edip çocuğun önünden geçerken, çocuk bana el salladı ya...


        guguçizer barışuçar

        ıslakçoraplar ve ıslakgözler


        Arkadaşım Barış, sevgilisiyle birlikte Eskişehir'den geldiler. Üçümüz Ikea'ya gittik tramvayla, evleri için taşıması zor olmayan güzel eşyalar aldık. Orda somon balıgı ve köfte yedik, yemeklerin sosları bayağı bir lezzetliydi. Bir de Ikea'da gezerken Barışları kaybettim biara, Barış'ın telefonunun şarjı çoğu zaman olduğu gibi yine bitmiş olduğu için, onlara ulaşamadım. Onları tekrar bulabilmek için yarım saat hatta belki kırkbeş dakika boyunca dolaştım koca Ikea'da. Ayaklarıma karasular inmişti resmen. Neyse ordan çıktıgımızda hava çok soğuktu ve ben çok üşüyordum ve hatta yolumuz uzun üstüne üstlük bir yandan da yağmur yağıyodu. O da yetmezmiş gibi ayakkabılarım ise su alıyordu. Anlayacağınız üzere sevgili okurlarım, çoraplarım ıslandığında mutsuz biri haline dönüşebiliyorum. Neyse işte, dönüş yolunda tekrar tramvayda bir sonraki resmi çizdim. Ben evime ulaşır ulaşmaz çoraplarımlarımı değiştirdim. Barışlar ise ertesi günü sabahtan Eskişehir'e döndüler...


            güzelçiznoolurgüzelçiz


            Bu pardösülü yaşlı adam aslında bana poz verdi, çünkü onu çizdiğimin farkındaydı. Hatta onu güzel çizmem için dua bile ettiğini duydum. Bu arada sol tarafımda ise Pakistanlı bir turist oturuyordu, o da kendi solundaki kızdan yol tarifi rica ediyordu ve bunu yaparken -kendisinin korkulcak biri olmadıgına inandırmaya çalışırcasına- baya bi kibar olmaya çalışıyordu. Vapur iskeleye yanaşmak üzereyken çizimim bitmişti. Pardösülü adam ayağa kalkıp dedi ki: "O kadar durdum, bi göster bakalım, göreyim nasıl çizdin". İşte bu sözler o adam hakkında ki bütün düşüncelerimi kanıtlarcasına, bir ağız kokusuyla birlikte yüzüme doğru saldırdılar. Onun bu aşırı merakını görmezden gelemeyip çizdiğim resmi gösterdim ve bana aman bizim öğrenciler görmesin gibisinden birşeyler söyleyip -herhalde vapurdan daha erken inmek istediğindendir ki- oradan uzaklaştı. Sonra Pakistanlı turist de çizdiğim resmi görmek istedi. Ayıp olmasın diye ona da gösterdim ve ilginç aksanıyla bana ilngilizce "oh very good, very very nice" gibisinden birşeyler dedi. Ben de ona sadece "Thank you" diyerek karşılık vermeyi makul gördüm. Sonra yanındaki kızla birlikte olan bir resmini çizmemi istediğini söyledi. Kızın korkmuş bakışlarını farketmiştim ve dünya için bir iyilik daha yapıp Pakistanlı turiste yeterli süre olmadığını belirttim, sonra da defterimi ondan geri alarak ben de vapurdan inmek için sıraya girdim. Buarada resimdeki diğer sakallı adam ise bütün bu olaylar karşısında sessizliğini korudu ve kusursuz bi umursamazlıkla karanlık saatlerdeki İstanbul'u izledi.  
            Hatta bu yolculugum sonunda vapurdan inerken arkadaşım Gizem ve annesiyle karşılaştım.

            aslinda keyif aliyoruz

            enköşelisurat


            Okuldaki en köşeli surata sahip olan bu kız, sabahın köründe girmek zorunda kaldığımız sanat sosyolojisi dersinde bu şekilde uyuyarak "kusursuz bir çizilesiliğe" sahip olmuştur. Böylece izlediğiniz bu resim defterimdeki çizdiğim en kolay resimlerden biri haline gelmiştir. Fakat modelimizin kendisi uyandıktan sonra bacaklarındaki uyuşma ve ardından gelen karıncalaşma hisleri yüzünden zor dakikalar geçirdi. Son olarak köşeli suratlı arkadaşımıza teşekkür eder, keyifli seyirler dilerim.

              herkesbunaliyorderste



              ayri sayfanin insanlari


              Aslında o adam hemen inmeyecek gibi duruyodu ya..

              sisman kizlar



              15 Mayıs 2009 Cuma

              otobusteyimsekerim


              Defterimin ilk sayfasında yer alan bu resmi, eski kız arkadaşımla birlikte istinye park'a ayakkabı almaya giderken çizmiştim. Bu resmi çizerken, defterimdeki bu çizimlerin benim için ne kadar önemli bir hale gelebilceğinden ve şuana kadar inceleyen insanların ilgisini çekip, hoşuna gidebilceğinden bihaber idim. Belki de sadece hevesimi kırmamak için verdikleri olumlu eleştirilere sizlerin neler ekleyeceğini açıkçası çok ta merak etmiyorum... (deermişim) Mesajın sıradan bir şekilde ilerleyişini bozmak için verdiğim bu iğrenç çabayı kendi kendime, kendi kendimi tebrik ettim.. *alkış*

              Onsoz

              Bu blog, Gökçe'nin editorlugunde Gugu Spacepopo tarafindan yazilmaktadir. O kadar..