Hayatımda ilk defa 3 sene önce tavla oynadım. Tildem öğretmişti Çeşmealtı'nda. Aslında oyunun mantığını biliyordum tabii ama, ilk defa zar atma eylemim sıcak ve sıradan olduğunu düşündüğümüz bir yaz gününe kısmetmiş. Hatta oynadığımız o oyunu artık ya Tildem'in bana olan bir kıyağı şeklinde ya da acemi şanslımla kazanmıştım. Evet Tildem, açıkla bunu şimdi. Bana bilerek mi yenilmiştin? Neyse işte, o yaz sadece 33gün kalabilmiştim Çeşmealtı'nda. Dedemin sinirini bozmuştum sanırım hatırlayamadığım bir sebepten dolayı (hayır, şimdi dedemin ne kadar despot bir kişiliğe sahip oldugunu açıklamayacağım). İşte bu da Çeşmealtı'ndaki yaz tatilimin sonunu getiren sebep olmuştu. Anneme, "Alın götürün bu çocuğu buradan" dercesine şikayet edilmiştim resmen. Haklısın sevgili okurum, gerçekten rencide edici bir durum... Bence yaz tatilleri kutsaldır. Herneyse, yani sadece yaz tatilim bu şekilde sona ermemeliydi demek istiyorum.
Bakalım bu sene neler olucak, para kazanabilceğim kendime göre bir iş ayarlamıştım kafamda; fakat bu projeyi hayata geçirebilmek için biraz geç kaldım sanki. Sanırım şu sıralar koca yazı kendimi izmirdeki evimize kapatarak sıkı bir çalışma süreci içerisinde geçirmek istiyorum. Aslında belki arkadaşlarımdan biri, benim bu çalışma coşkuma eşlik etmek ister diye düşündüm. Evet dostum çok ciddiyim, eğer sen de kendini benimle birlikte 3 aylık yaz günlerin çoğunu sabah resim yaptıktan sonra akşam serinliğiyle beraber kordonda sarhoş olarak geçirmeye uygun hissediyorsan, bana hemen buradan yorum yaz, ya da ne bileyim bir şekilde bana ulaş işte. Hatta belki yaz için daha seksi düşüncelerin vardır ve beni bu acınası planımdan kurtarmak istiyorsundur... Hakikatten, n'apıyoruz yazın?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder