9 Ağustos 2009 Pazar

ailemizin boyacısı

Bu boyacı,
4 senedir bizim yurdun boya-badana işlerini halletmiştir. Onun dışında, mesaisi boyunca rulosunu fırçasını sallayıp, abartısız 15-20 tane çay içen, efendim sıkıldığında da milleti bayık muhabbetiyle adeta esir eden, yani boş konuşup hiç susmayan ve bir tek genç olması dışında işte bütün bu nitelikleriyle birlikte yaratılmış bildiğin ustadır. Genç dediysem de 30-32 yaşındadır taş çatlasa. Kısacası, ustamız en önemli sınavı geçerek babamın gözüne girmiş ve böylece gönlümüzdeki ailemizin boyacısı koltuğuna oturmuştur. Lakin bugün aldığım habere göre nötr kaldığım bu durum, yayından fırlayan ok misali eksisiyle beni can evimden vurmuştur. Şöyle ki;
***
Olaylar boyacımızın -burada- İstanbul'da kirada kaldığımız evi boyamasıyla başlayıp, bizimkilerin 8 senedir boya yüzü görmemiş olan "İzmir'deki evi de mi bir elden geçirsek?" şeklinde oluşan fikirleriyle yön buldu. Güya; iki-üç hafta içinde hem benim bu süper nöbet işi bitermiş, hem de yurdun boyası falan fişman derken herşey ayarlanacakmış ta ben bu adamla birlikte İzmir'e gidicekmişim de ayrıca o işini yaparken ben de başında duracakmışım.. E yani, haliyle pek ciddiye almadım ben, ama tabii bizim boyacı bunu duyduktan sonra dört köşe olmuş bir halde dayanamayarak yanıma gelip, bana o iki dakikada kurguladığı film gibi hayallerini ve maceralarını anlattı. Dedi: "Gugu'cuğum, duydum ki birlikte gidecekmişiz İzmir'e. Of şimdi orası da ne güzeldir. Sabah evi boyarız, akşamları ortamlara akarız. Gezdirirsin sen hep beni, haftasonu da denize menize gideriz. Hem İzmir'in karıları kızları falan öehe öehe." Afalladım ya. Durdum bir an, 'yani ne diyim şimdi ben sana, a boyacı' diye düşündüm. O kadar hayal kurup gelmiş bana da anlatmış, boyacı da olsa insan insandır, hayaller ise kutsaldır diyerek: "He ustam, yaparız da ederiz de, sen merak etme abim" diye onaylayıp, onu küçük hayal dünyasındaki İzmir'li kızlarla başbaşa bıraktım.
***
Günler geçti, ben Selin'i tanıdım. Günler geçti, Selin beni tanıdı. Hatta öyle bir anlaşmışız ki şimdi sabırsızlanıyoruz birbirimizi görelim diye. İzmir'di, Selin'di, tatildi, herşey mükemmel olacak, rahat rahat oturacağız bizim evde, efendim kahvaltılar yapıp akşam yemekleri hazırlayacağız, birlikte filmler, diziler izleyeceğiz, sonra sıkılınca ben resim çizeceğim o da kitap okuyacak hatta puzzle bile yaparız diye birlikte çok ta cici hayaller kurduktan sonra bugün dünyamı sarsan şu haberi aldım. İki hafta önce sapık hayallerini umursamayıp kendisini ciddiye almadan geçiştirdiğim o yavşak boyacı, benim cici hayallerimi çiğneye çiğneye İzmir'e gelecekmiş ve ben de yok başında durup edecekmişim. Beynimde şimşekler çaktı o anda. Durumun sarsıcı etkisi altında aklımı yitirmeden hemen Selin'e yakınıp, arkadaşıma da akıl danıştım. Selin dedi: "Aman Gugu, sıkma canını.." E haklıydı tabi, herşeyi erteleyebilirdik bir süreliğine ama günlerdir düşünüp hayaller kuran ben, kabul edemedim durumu. Arkadaşım dedi: "E boyacı varken rahat edemez misiniz?" Düşündüm bir an için bütün o sevimli hayallerimize bir üçüncü şahsı eklemeyi, sevgilim olsun istediğim güzel bir kız ve bir de niyeti bozmuş yavşak bir boyacıyla geçireceğim günleri, biz salonda film izlerken boyacının etrafımızda dolaştığını, o 3 kişilik sofraları, vs... Aman allahım, resmen kabus gibi. Bunun da kötü bir fikir olduğuna kanaat getirdikten sonra hayallerimi ertelemek yerine, hayallerimi önemsemeyenlere karşı savaşmaya karar verdim! Evet anacım, yarın isyan edeceğim! Hem annem, gestapo dedemin yanındaki İzmir tatilinin yanından döndüğünde, eminim beni daha da bir anlayışla karşılayıp bana hak verecektir ve bu yüzdendir ki; benim hala umudum var sevgili okurum, hala umudum var...
to be continued..

1 yorum:

  1. bu boyacıya bir nik bulmalıyız ekol olucak hayatımızda :D

    YanıtlaSil