9 Eylül 2009 Çarşamba

amca değilim ben!


Ateşi bir daha sönen blog aşkım küllerinden doğacak mı? Güncelliğini kaybeden blogum eski formuna tekrar kavuşacak mı? Peki ya sevgili okurlarım beni yeniden kucaklayacaklar mı?
***
Bloguma bakıp bir göz attım az önce, dedim:"Gugu sıçmışız ya", çok derin olmasa da güçlü bir of çekip kendime de bir iki söylendikten sonra gaza geldim ve başladım yazmaya.
***
Beni en son okuduğunda bir yandan yeni sevdalar denizinde kulaçlar atıyordum, bir yandan da yurtta nöbet tutup gün sayıyordum. O günler geçti ben İzmir'e gittim, kah üzüldüm kah canım sıkıldı, kah güldüm kah eğlendim. Çok fazla şey yaşandı aslına bakarsan 2 hafta içinde, ama şimdi ben onlardan bahsedip saatlerce yazı yazmak istemiyorum. Nitekim şu an İstanbul'da kafam rahat bir şekilde yeni okul senesini bekliyor ve lanet nöbete kaldığım yerden devam ediyorum. Yok yok, haftalık izin muhabbeti bu sefer.
***
Resimde yine Barış'la oturmuş çiziyorduk Karaköy sahilde. Arada kafamıza eser, yürür dolaşırız çizip edecek güzel yerler bulduğumuzda da oturup saatlerce çalışırız. O günlerden biriydi işte... Bak sakın dalga geçme ama en büyük hayallerimdendir: Böyle otobüste, uçakta, yolda, sahilde, mahilde resim çizip eskiz alırken, mesela bir galeristin yada kolleksiyonerin ilgisini çekiyorum, önce biraz iltifat edip çizimlerimi övüyor ardından da bana atölyeydi, sergiydi, ün, şan, şöhret, servet, içki, kadın vs. teklifinde bulunup karşılığında ise sadece onun için resim yapmamı istiyor, ve ben de önce biraz düşünüp sonra kabul ediyorum. Bu yüzdendir ki; istediğim bütün hayat bir anda önümde olacak diye düşünüp, dışarda ne zaman boş bir zaman bulayım hemen çıkartır kalemimi defterimi, alırım bir eskiz. Beni tanıyanlar bilir, sırtımdan çıkarmadığım bir çantam vardır. Şimdi itiraf ediyorum, işte bu hayallerim sebebir çantamı, kalemimi, defterimi yanımdan ayıramamamın. Evet, yıllardır kandırdım herkesi, dediklerinde: "Gugu bu çanta ne ayak?" diye. Dedim hep:"E abi anahtarı, gözlüğü, kulaklığı, telefonu gibi ıvır zıvır şeyleri yanımda taşımayı sevmiyorum da o yüzden yahu." E ama ve lakin, gel gör ki şu güne kadar ne bir galerist ya da ne bir kolleksiyoner, e hadi onu da geçtim ne de çizimlerimi öven bir kişilik çıkmadı karşıma. Hatta aksine her seferinde yurdum amelesinden laf yiyorum. İnancım kırılmak üzere artık. Bir de geçen gün bacak kadar çocuk işaret parmağıyla beni annesine gösterip"Annee bak amca resim çiziyoo" dedi. Anlamadım önce, "amca" ben miydim? Şaşırdım bi duraksadım. Hayatımda ilk defa biri bana amca diye hitabetmişti. Yok aslına bakarsan üzülmedim hiç, yani kendimi amca gibi hissetmiyorum sonuçta. Hem sen baksana bana bi, turp gibi delikanlıyım, maşallahım var, ha haay! O yüzden umursamıyorum arkadaşım ben amcayı mamcayı, diyemiyorum. Yok diyemiyorum. Ulan velet! Amca kim, yaşım daha 21 bi de küçük gösteriyorum üstüne üstlük, sen herkesin içinde kalkmışsın beni amca diye gösteriyorsun anana. Girmeyim mi ben şimdi bunalıma? Arkamda bıraktığım yılların her gününü tek tek düşünüp üzülmeyim mi? "Senin yaşındayken ben anaokuluna giderdim, tey tey uyuma dersi vardı ulaan" diyerek en sevdiğim anılarımı hatırlayıp kahrolmayım mı? Amca kim be, amca kim?! Amca değilim ben!

3 yorum:

  1. ah gugu ah... sevindik dönmene bloglara tabi, bana istanbul'u anlatıyor bu blog, gözümde çiziyor adeta ne güzel...

    biliyor musun burada aklıma en çok sen geliyorsun? zira yan odamdaki bulgar kızı çizimle alakalı bir bölümde okuyor. sürekli bir şeyler karalıyor kağıtlara, tabletine, bilgisayarına.

    bir de burada hızlı tren yolculukları uzun sürüyor ve çok farklı insanlar biniyor trenlere. diyorum ki hep arda olsa şu tipi kesin çizerdi. koltuk yerleşimi de o kadar müsait ki çizime, çoğu zaman yüzyüze oturuluyor ve ortada minik bir masa oluyor NS trenlerinde :)

    Utrecht ve Amsterdam'ın sokaklarında da insanlar gitar çalarak veya çizim yaparak bir sürü para kazanıyor. Diyorum gelsen bir hafta sokakta çizim yapsan, birkaç 100 euro karla bile dönersin sanki türkiye'ye...

    okulu bekliyor olmana da sevindim, sonunda barıştınız yani okul ortamıyla. başarılar diliyorum ;)

    YanıtlaSil
  2. Abi sok İstanbula ya, ben de nasıl kurtulsam diye bi yol düşünürken sen kalkmışın ne diyosun bana:) neyse özgür, gelicem ben merak etme.

    YanıtlaSil
  3. eğer seni karaköy sahilde görürsem bir gün,söz gelip yanına çizimlerine bakıp bol bol övücem gugu,ama sende içindeki blog yazabilme aşkını bana aşılamaya söz vericeksin(:

    YanıtlaSil