Uzun zaman oldu yazmayalı, bir de daha çok uzun zaman oldu kavga etmeyeli; ama ben çoktan gözümü karartmıştım, tek ihtiyacım olan şey ayakta durabilmekti. Dinle bak...
***
Zaten sinirlerim tepemdeydi, "sikmişim çadırını" felsefesiyle yaklaşıyorum bu festival olayına bir de üstüne arkamdaki çadırda bulunan yaratıklar, desibeli yüksek ve konusu cacık bi muhabbet çeviriyolar gecenin 4'ünde. Kahkahalarıyla uyandım biricik uykumdan. Sinirlendim, önce tepkilerini ölçercesine dedim: "şşşşşt". Umursamadılar bile. Muhabbeti dinledim bi süre. Bir adet kelimelerin sonunu uzatan ince kız sesi ve 5-6 tane tam oturmamış toy erkek sesinin hakim olduğu, kuru gürültüden başka birşey değildi duyduklarım. Sonra çocuklardan biri: "Çadırında sex isteyenler varsa buraya gelsin ehe mehe ehe" diye bağırdı. Sıra bendeydi, zaten çok sinirliydim. Karşılığı hiç geciktirmeden: "Geliyorum şimdi, ama ben seni sikicem, bekle" diye verdim. Ne beklersin ki, önce bi sustular sonra da pişkin pişkin güldü hepsi. Daha da delirdim. Küfrede küfrede doğrulup üstüme başıma birşeyler geçireyim de şunların çadırını başlarına yıkayım dedim, hepsini bir güzel eşşek sudan gelinceğe kadar döveyim dedim, görsünler dünyanın kaç bucak olduğunu dedim, olmadı. Olduramadım sevgili okurum. İçtiğim biralardan sonra beynim başım fırıldak gibi dönüyordu resmen. Yapamadım. Çıkamadım çadırımdan o halde. 'Biraz temiz hava ayıltır beni, hatta sonra da gider öyle pataklarım bu festival çılgınlarını' diye düşünerek teselli ettim kendimi. Kafamı çadırdan çıkartmamla birlikte, oradaki bütün gözler bana döndü. Kavga etmek için emrimi bekleyen mangal yürekli askerlerim varmış ta haberim yokmuş. Şaşkınlığımı belli etmedim. Az önce verdiğim cevaptan etkilenip gazı almış olmalı ki; "Usta yürü dövelim şu piçleri, arkandayız biz" diye aralarından birisi fırladı kana susamışçasına. Dedim: "Dur, üstüme başıma birşeyler geçireyimde öyle gideriz." Girdim hemen çadırın içine. Zamanı gelmişti. Lisede beden eğitimi'nden hatırladığım birkaç ısınma hareteni yapayım dedim. Baktım çadırın içinde olmuyor, ben de 52 tane mekik, 4 tane de şnav çektim. Pantolunumu da geçirdim ayağıma hızlıca. Tam çadırdan çıkıyordum, bakayım dedim silah sopa niyetine birşey bulabilcekmiyim diye. Bulamadım, "Neyse artık, bileğime kuvvet" dedim ve çıktım dışarı. Baktım ortalık biraz sakinleşmiş ama benim cesur askerlerim hala hazır olda komut bekliyorlar benden. Sesimi de kalınlaştırarak dedim: "Yürüyün beyler, gidiyoruz." Uygun adım gittik bu festival çılgınlarının mekanına ama çadır alanı sakinlerinin şikayetleri doğrultusunda, oraya çadır alanı güvenlik görevlileri gelmiş ve çadır alanı çılgınlarını bizden önce susturmuşlardı. Kavga hayallerim suya düşmüş, aslında çektiğim onca mekikten sonra yorulduğumu farketmem sebebiyle bir yandan da içim rahatlamıştı ama bunu askerlerime belli etmiyordum çünkü onlar için gözü pek bir liderden, korkusuz bir komutandan başka birşey olamazdım. Bari güvenlik görevlisine "Bu ne biçim şey böyle ya, sizin işiniz değil mi kardeşim huzuru sağlamak? Kaç saattir başımızın etini yediler " diye çatayım da forsumdan bir şey kaybetmeyim dedim. Sonra da ortalığı sakinleştirip, hemen sepetlediler bizi yerlerimize. Kısacası oraya kadar uygun adım gelip, tıpış tıpış çadırlarımıza döndük. Bense ertesi sabah uyandığımda artık çadır alanında saygın bir komşu haline gelmiştim. Çadırımdan çıktığımda ne günaydınlarım eksik kaldı, ne de isteklerim sorulmadı. Dedim "Gugu, dön de bir bak haline". Durdum baktım.. Tiksindim kendimden, adeta bir Polat Alemdar olmuştum...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil