Bu sabah,
" 'Bugün günlerden ne ya da saat kaç oldu?' gibi soruların cevabını veremiyorum. Kesin olan birşey varsa, o da daha doğmamış olan güneşin ışığını kullanarak yazdığımdır." demişim. Dur, anlatayım...
***
Yapacak hiçbirşeyim yoktu. Bende bütün gece karanlık odanın tavanındaki teknolojik avizenin serinletmeyen pervanesini izleyerek, birçok şey düşündüm. Sonra aşırı sıcak sebebiyle yatağa yapışmaktan bunalınca, bir saklama kabının ucundan kapağını azıcık aralarcasına, her kapalı penceresinin üstüne perdeler çekilmiş olması yetmediği gibi panjurlarının da kapalı olduğu bu nefes almayan evde vakumlanmaya daha fazla dayanamayıp, azıcık temiz hava umuduyla bir pencere açtım odamda. Sıkılma standartlarımı yükselttikten sonra, uyanmasınlar diye ışık bile açamadığım küçük saklama kabında yapabildiğim tek faaliyeti gerçekleştirmeye devam ettim; düşündüm. Düşünürken, önce sevdiğim kızı özledim, sonra özlediğim günleri düşündüm. Onunla en güzel anılarımızı yaşadığım yerdeydim, ama aynı zamanda onlardan 3 yıl uzaktaydım. Elden birşey gelmemesi durumunun acizliğinden başka birşey değildi hissetiklerimin açıklaması. Zaten saatinden bile hala bihaber olduğum bu karanlık gece de, beni yeterince yormuştu. İşte o anda ben bunları düşünürken, ezan okunmaya başladı. Burda sokak köpekleri, sabah ezanı okunmaya başladığında acıklı bir sesle uluyarak, imama eşlik ediyorlar. Garip bir ses karmaşası oluyor gerçekten. Neyse sonra hava aydınlanmaya, ben de bu uyuyamadığım gece hakkında notlar almaya başladım.
***
Sanırım bu gece, kısa bir süreliğine Çeşmealtı'nda geçireceğim son gece olucak. Ama Tildem derse, "Merak etme Gugu, oradaki huzuru arayacağımız yalnız günlerimizi daha çekilebilir hale getirmek için, sana arkadaşlık etmeye geleceğim" diye; o zaman iş değişir. Hatta kendisi sırf benim için İstanbul'daki tatilini bir gün daha erken bitirerek yarın akşam yola çıkıyor. Ama bugün için, acilen İzmir'e dönmeli(!)
Bu arada fihrist gibiyim. Kaç aydır telefonum bozuk ya da şarjı yok diye çoğu arkadaşımın telefon numarasını tutuyorum hafızamda. Çöplük gibi hissediyorum kafamın içini. Şunu diyeyim: Numeratik hafıza, adamı öldürür...
Bu arada fihrist gibiyim. Kaç aydır telefonum bozuk ya da şarjı yok diye çoğu arkadaşımın telefon numarasını tutuyorum hafızamda. Çöplük gibi hissediyorum kafamın içini. Şunu diyeyim: Numeratik hafıza, adamı öldürür...
***
Notlarım arasında, yan komşumuzun horlama sesleri de hatrı sayılır bir yer tutuyordu, fakat onu başka bir kayıda saklıyorum artık. Neyse artık İzmir'e geldiğimden beri durmaksızın devam eden "dude mode"a hemen geri döndüm. Yarın büyük gün. Blog ustam Efecan ile köfte-kahve-şambali kombosunu gerçekleştireceğiz.
***
İzmir'den bildirmeye devam edeceğim.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil