6 Ekim 2009 Salı

ne geceydi ama

Dedik: "Mert, çok özledik abi seni. Hadi kırma bizi, kop gel n'olursun." Sağolsun hakkaten kıramadı ve ertesi sabah takımlarıyla Bursa'dan otobüse atladığı gibi kahvaltıdaki menemene yetişti. Dur en baştan anlatayım.
***
Blogumu artık takip etmeyen blog ustam Efecan'la efkar dağıtmaktı niyetimiz. Taksim'e çıkıp bir mekanda yudumluyorduk biralarımızı. Konu değiştikçe değişiyor, Beşiktaş'ımızın bu seneki halinden ve Beşiktaşlı olmaktan başlayıp eski sevgililerimize ordan da arkadaşlık ilişkilerine, bu devirde kimin arkadaş kimin denyo olduğuna dair herşeyi önemli detayları ve küçük nüanslarına kadar irdeliyorduk. Yavaş yavaş konusu açılan Mert'e karşı olan duygularımızın ne kadar yoğunlaştığını ve onu delicesine özleyip arzuladığımızı hissettik. Dayanamadık aradık tabi. Kendisi o an kafası güzel bi şekilde frp oynuyormuş. Dedik: "Mert, çok özledik abi seni. Hadi kırma bizi, kop gel n'olursun." Telefonu kapatınca aklımıza geldi, aradık tekrar. "Bu arada Mert, suit up!" Sağolsun kıramadı bizi, hakkaten ertesi sabah takımlarıyla Bursa'dan otobüse atladığı gibi kahvaltıdaki menemene yetişti. İyice hasret giderip klasik pes rekabetimizi de ortaya koyduktan sonra bir dişi arkadaş grubu edasıyla giyeceğimiz gömlek ve kravatlara ortak kararlar verdik. Hazır olduğumuza emin olunca son bir provayla bir kez daha süzdük birbirimizi ve kapıdan çıktığımızda gece resmen başlamıştı. O jilet gibi ceketlerin, ince kravatların karizması yanı sıra, kumaş pantolunun altına giydiğimiz spor ayakkabı ve dağınık saçlarımızın serseri ruhunun kombinasyonuyla ortaya çıkan birer başyapıt halinde göğsümüzü kabarta kabarta hatta bir rezarvuar köpeği gibi yavaşça yürüdük o İstiklal Caddesi'nde. Bütün gözlerin bize takıldığını hissediyor fakat o bakışlara karşılıksız kalıp karizmamızdan bir gram ödün bile vermiyorduk. Engel olamadım ve, "Lanet olsun dostum, çok yakışıklıyız" diye fısıldadım kendi kendime.
***
Esiri olduğumuz burjuvazinin etkisi, tavsiyelerim üzerine Çin Büfe'de yediğimiz lezzetli ördeklerle bir kat daha artınca göğsümüzün yanı sıra şişen midemizle hız kesmeden Galata'ya geçelim dedik. Her ne kadar pahalı ve güzel bir gece olsun diye atıp tuttuysak ta o turist mönülerinde gözlerimiz ucuz şarapları inceledi elbet. O gece, karşı konulamaz cazibemize dayanamayıp bize katılmak için can atan bayan arkadaşlar oldu tabi ki. Onlarla tanışıp geçirdiğimiz bu gayet hoş vakit süresince arkadaşlarımla olan bu buluşmalarımızı daha sık tekrar etmemiz gerektiğini fark etmiştim.
***
Oya ile tanıştım o gece. Kendisinden ve muhabbetinden epey hoşlandım açıkçası. Her ne kadar belli etmeye çalışsam da bunu ona söylemedim. Büyük ihtimalle o da en azından geçirdiğimiz vakitten hoşlanmıştı ki; biraz daha oturup eğlenmek için israr ederken arkadaşları onu zorla kaldırıp birlikte ayrıldılar masadan. Ben de o takım elbisenin içinde eriyip giderken sorumluluk sahibi arkadaş sıfatından pek hoşlanmadığımı düşündüm.
***
Hatta o gece rüyamda Oya'yı gördüm.

4 yorum:

  1. Ruhumuz Yeter diye bir pankart vardı hatırlıyo musun? evet bence de;

    RUHUMUZ YETER

    YanıtlaSil
  2. Ya arkadaşım trailer gibi über kısa ve değişik yazmaya başladın. Merak ediyoruz ama devam da etmeden yeni bir maceraya başlıyorsun :)

    YanıtlaSil
  3. daha da özetleyim, çıkıyoruz oya ile gerçekten güzel vakit geçiriyoruz.

    YanıtlaSil